• GRAM ALTIN
    281,47
    % -0,14
  • $ DOLAR
    5,8792
    % -0,04
  • € EURO
    6,5171
    % 0,04
  • £ POUND
    7,5182
    % -0,10
  • ONS ALTIN
    1488,43
    % -0,11
  • PETROL
    59,15
    % 0,70
  • BITCOIN
    46895,393
    % -3,15
  • BIST 100
    94.137
    % 0,00

Cari Açık Düşüyor Diye Her Şey Çözüldü Mü?

Cari Açık Düşüyor Diye Her Şey Çözüldü Mü?

11 Nisan 2019 haber akışını incelediğimizde ülkede neredeyse bayram havası estirildiğini gördük.

 

“TCMB’den sevindiren haber, son 9 yılın en düşük cari açığı geldi.

Cari işlemler açığı, bir önceki yılın Şubat ayına göre 3,77 milyar ABD doları azalarak 718 milyon ABD doları olarak gerçekleşti. Bunun sonucunda, on iki aylık cari işlemler açığı 17,044 milyar ABD doları oldu.”

 

Birkaç gün sonra Dolar/TL’de yaşanan sert hareketler hepimizi süratle gerçekliğe döndürdü neyse ki… Bahar daha gelmedi sevgili Para Takipçileri

 

Ne zaman dış ticaret ve cari işlemler hesabı verileri açıklansa Türkiye’de çoğu konuda olduğu gibi farklı iki yorum yapılıyor:

1- Ekonomide en kötüsü geride kaldı, bu yüzde bu ülkenin en köklü ekonomik çıkmazlarından olan cari açık sonunda düşüyor.

2- Cari açık düşüyor, bu ekonominin iyi gittiğini değil yavaşladığına işaret.

 

Analiz

 

Öncelikle tanımlarla başlayalım: Bir ülkenin yurt dışına sattığı mallar ile yurt dışından aldığı mallar, yani ihracat ile ithalat farkı dış ticaret açığı oluyor.

 

Enflasyon; mal ve hizmetlerdeki sürekli fiyat artışıydı hatırlarsanız. Yani ticarette mal yanı sıra hizmetler de alınıp satılır.

 

Dış ticaret açığına kabaca alınan-satılan hizmetlerin farkı ile ülkenin ulaşım ve yatırımlardan kazandıklarını da eklersek çıkan rakam cari işlemler açığını verir. Duruma göre cari açık ya da cari fazla adını alır.

 

Tabloda son 10 yıllık ihracat-ithalat farkı, yani dış ticaret açığı verileri var. Görüldüğü gibi kırmızı kutulu sütun sürekli eksi, yani Türkiye kronik dış ticaret açığı veren bir ülke. Satabildiğimizden fazlasını alıyoruz.

 

Bu da Türkiye’nin son 10 yıllık cari açık durumu.

 

Son 10 yıllık cari işlemler hesabı incelendiğinde; 2011’de 76 milyar dolarlara varan bir açığın 2018’e kadar düşüşe geçtiğini, FED’in piyasadaki dolar miktarını azaltacağını ve faizleri arttıracağını duyurmasının ardından 2018’de tekrar 57 milyar dolarlara kadar geldiğini, mayıstan sonra düşüşe geçtiğini, ağustosta yaşanan kur şoku ardından bu düşüşün hızlandığı görüyoruz.

 

Bir dip not; üstteki kırmızı ve siyah çizgiler ise enerji ve altın kalemleri çıkarılırsa cari açığın resmi. Görüldüğü gibi Türkiye ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretebilen bir ülke olsa 45-50 milyar dolarlık bir açıktan kurtulacak ve belini bu kategoride doğrultabilecek.

 

Diğer değişkenler sabitken (ceteris paribus) cari açığı değerlendiren bir göz, cari açığın Mart 2019’da 17 milyar dolara kadar düşmesiyle ekonomide genel anlamda bir düzelme olduğu yanılsamasına kapılabilir.

 

Oysa durum bundan çok farklı…

 

Enflasyondan işsizliğe, gıda fiyatlarından benzin ve mazottaki fiyat artışlarına, dış borçtan iç borca, dış finansmana ulaşımın imkânsızlaşmasından kur şoklarına, takipli kredilerden konkordato ilan eden firma sayısına, majör ekonomilerin toparlanma sinyallerinden Türkiye’nin Arjantin gibi krizi kabul edip IMF’ye başvuran ülkelerle bir anılmasına kadar birçok emare incelendiğinde işlerin hiç de iyi gitmediği herkesin bildiği bir gerçek.

 

“O zaman neden cari açık azalıyor?” diyenlere ise ilk tabloya tekrar bakmalarını tavsiye ediyoruz.

 

İthalatın son 1 yıl içinde 10 milyar dolar azaldığı, ihracatın TL’deki inanılmaz değer kaybına rağmen sadece yüzde 7 arttığı, Rusya ile çevre ülkelerle kısmen iyileşen ilişkilerin etkisiyle turizm gelirlerinin hizmet gelirlerine etkisi dışında iyileşme gösteren veri yok gibi.

Başka? 5 yıllık imalat sanayi üretim ve siparişleri ile  PMI verilerinin tarihî diplere geldiğini, beklenti anketlerinin olumsuz seviyelerde olduğunu görüyoruz. Bu denli kötü beklentilere bir de yüksek döviz kuru eklenince üreticinin elinde mantıklı tek hareket tarzı kalıyor: Siparişleri kısmak ve üretimi yavaşlatmak.

Cari açığa dönersek; tabloda  görebileceğiniz gibi 26 milyar dolar olan cari açık, sermaye ve finans hesaplarındaki kayıplarla (bu bambaşka bir yazı konusu) 30 milyar dolara geliyor, bu açığın yüzde 65’i net hata ve noksan ile kalanı da rezervler ile finanse edilmiş. 

 

“Cari açık versek ne olacak ki?” diyenlere burada cevap vermiş oluyoruz, lakin bu açık finanse edilmeli, her ay bir şekilde kaynak bulup kapatılmalı.

 

Net hata ve noksan konusunda da dedikoduları giderelim. Normal bir ekonomide cari açığın yüzde 65-70’i net hata/noksan ile kapatılamaz, en azından bu duruma şüphe ile bakılabilir.

 

Söz konusu ülke Türkiye olunca bu şüphe kuvvetleniyor. Katar parası mıdır, değil midir; Para Takipçisi bu konuda görüş bildiremez zira elde kanıt yok.

 

Ama mantıklı başka bir açıklama yapabilir: Yurt dışından gelen paralar.

 

Şöyle ki; Almanya’da oturan bir akrabanız resmî bir bankada kayıtlı parasını Türkiye’de yaşayan bir akrabasına gönderse bu para net hata ve noksan kaleminde değil finans başlığı altında yer alır.

 

Ama bir holding yöneticisi olduğunuzu, yurt dışında Türkiye’de bildirimde bulunmadığınız yüklü döviziniz olduğunu düşünün. Özellikle son 1 yılda yaşanan kur şokları nedeniyle ve hükümet tarafından yaftalanmamak için yurt içi piyasadan döviz almıyor, yurt dışında kayıt dışı bulunan paranızı söz gelimi vadesi gelmiş borçlarınızı kapatmak yurt içine getiriyorsunuz. İşte kayıtlarda görünmeyen bu para net hata ve noksan başlığında yer alır.

 

Ülkedeki siyasi iklim ve özellikle özel sektör borcunun tarihî zirvelerde olduğu düşünülürse bu tez hiç de yabana atılır gibi değil.

 

Sonuç

 

Cari açığın düşmesi Türkiye açısından tabii ki sevindirici. Bizi kırılgan ekonomiler kategorisine sokan ve ikiz ya da üçüz açık veren ülke (bütçe açığı ve tasarruf açığı ile birlikte) olarak adlandırılmamızı sağlayan bir husus da cari açık veren bir ülke olmamız.

 

Ancak cari açığın düşmesini etkileyen faktörler incelendiğinde bu düşüşün sebebinin makroekonomik hedeflere ulaşılması ya da planların gerçekleşmesi değil ithalatta meydana gelen düşüş ile olumsuz beklentiler sonucu azalan üretim ve düşen siparişler olduğu görülüyor.

 

Yani yüksek maliyetli üretim yapmamak için üretimi kısıyor, dolayısıyla sipariş vermiyoruz. Ne de olsa ürettiklerimizin yüzde 60’ı ithal girdiyle üretiliyor. Dolayısıyla ihtiyaçları da eldeki stoklardan karşılamaya çalışıyoruz, tabii nereye kadar…

 

Yine de bu kadar kötü haberi düşününce, hiç yoktan iyidir…