• GRAM ALTIN
    275,92
    % 0,87
  • $ DOLAR
    5,8147
    % 0,40
  • € EURO
    6,4658
    % 0,21
  • BIST 100
    110.477
    % 0,33
  • ONS ALTIN
    1476,42
    % 0,45
  • PETROL
    64,94
    % 1,15
  • BITCOIN
    42019,409
    % 0,81

Nisan Enflasyon Verileri Açıklandı. İşte Reçete!

Nisan Enflasyon Verileri Açıklandı. İşte Reçete!

Dün (4 Mayıs 2019) TÜİK nisan ayı enflasyon verilerini açıkladı. Nisan ayı enflasyonunda bir önceki aya göre %1,69, bir önceki yılın aynı ayına göre %19,50 ve on iki aylık ortalamalara göre %19,39 artış gerçekleşti. Üretici fiyatları cephesinde de yüzde 30’larda bir veri açıklandı.

Grafiğe bakınca “yüksek enflasyon” bölgesinde olduğumuz görülse de şimdilik “en kötüsü geride kaldı” diyebiliriz.

 

Açıklanan verilerin inandırıcılığı, TÜİK’in veri açıklama departmanının başındaki ismin geçen hafta istifa ederek yerine Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın eski bakanlığı olan Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığından bir bürokratın atanması gibi konuları bir kenara bırakırsak beklentilerin altında bir enflasyon.

 

Daha önce pek çok kere ifade ettik, tekrar edelim; “enflasyon düştü” demek “yükselen fiyatları sonunda düşmeye, ucuzlamaya başladı.” demek değildir, fiyatların “yükseliş hızı” düştü, yani ivmesi azaldı demektir.

Anlaşılır olmak adına biraz daha çırpınalım, yırtınalım, örnek verelim: Domates geçen sene 3 liraydı, bu sene 6 lira oldu, domatesin yıllık enflasyonu yüzde 100 demektir. Seneye bu oran değişmeden devam ederse 12 olur, ama enflasyon düşerse 11 lira olacak.

Özel kapsamlı TÜFE verileri belli kalemler hariç tutularak hesaplanan enflasyon verileridir. Tabloda görüldüğü üzere hariç tutulduğunda en olumlu katkı yapan kalem gıda ve alkolsüz içecekler. “Mutfaktaki yangın” neden ciddi bir sorun ve enflasyonu bu kadar nasıl etkiliyor, işte cevabı.

 

Bu tablo da harcama gruplarının ağırlıklarını gösteriyor. Yukarıdaki sorulara bir cevap da burada. Gıda kalemi yüzde 23,29 ile en büyük ağırlığa sahip. Geçen yıl nisan ayına göre artış yüzde 31. 12 aylık ortalama artış yüzde 25.

 

“Gıda kaleminin içinde pek çok gıda maddesi var, bu yüzden bu veri ortalama artışı gösteriyor” diyerek savunma yapan bir güruh var, ancak şu soruya verecek cevapları olduğunu sanmıyoruz: “Bu ülkede yaşayan ortalama bir ailenin mutfak enflasyonu gerçekten ortalama yüzde 25-30 mu?”

 

Literatürde enflasyonun iki tipinden bahsedilir. Biri talep, diğeri maliyet enflasyonu.

 

Talep enflasyonundan bahsetmek için piyasada bol para bulunması/basılması bunun sonucunda tüketicilerin harcamalarını arttırması, mal ve hizmetlere yoğun talep göstermeleri gerekir. Ya da ihracat o kadar artmalı ki yurt içi piyasada mal ve hizmet sıkıntısı baş göstersin.

Grafikte son 1 yılda, geçen ağustosta meydana gelen kur şoku ve sonrasında yaşanan dengelenme süreci dışında, en geniş tanımlı para arzında gözle görülür bir değişim olmadığı, tüketici kredilerinde ve kredi kartı harcamalarında büyük düşüş olduğu,  verilen toplam kredilerde yine düşüş yaşandığı  görülüyor. Yani tüketici kaynaklı bir talep yok.

 

Enflasyonun ikinci türü ise maliyet enflasyonu. Yani üretilen mal veya sunulan hizmetlerin mutfağında meydana gelen fiyat artışından kaynaklı enflasyon. Ana sebebi adı üstünde girdi fiyatlarının artması.

 

Peki girdi fiyatları niye yükselir? İlk olarak girdi, ithal olabilir. Bu durumda yükselen kur, fiyatlara doğrudan etki eder.

Grafikte son 1 yıllık Dolar/TL kuru ile manşet enflasyonu görüyorsunuz. Para Takipçisi elleriyle hazırladı. Korelasyon katsayısı 0,88. Neredeyse aynı hareket ediyorlar. Tabii aralarından korelasyondan ziyade yukarıda açıkladığımız sebeplerden dolayı neden-sonuç ilişkisi var. Demek ki kur artınca enflasyon artmış.

 

Girdi fiyatlarını yükselten başka ne olabilir? Tüm mal veya hizmet sektörünü ilgilendiren ulaşım maliyetleri artmış olabilir mi? Nasıl mı?

Grafikte brent petrol fiyatı (mavi, sol eksen) ile yurt içi ÜFE’nin hesaplanmasında kullanılan ham petrol ve doğal gaz (siyah, sağ eksen) kalemindeki değişim görülüyor. Grafik incelendiğinde, Avrupa Brent petrol fiyatlarının yurt içi üretici fiyat endeksi içerisindeki ham petrol ve doğalgaz kaleminin önemli bir belirleyicisi olduğu, yurt dışı piyasalarda petrol fiyatlarındaki değişimin yurt içi üretim maliyetlerine 2 ay gecikme ile tesir ettiği net olarak görülüyor.

 

Petrol fiyatlarını son 1 yıllık dönemde oynak kılan nedenler arasında; ABD’nin İran’a olası yaptırımları, Suriye konusunda bölgesel ve küresel güçlerin fikir ayrılıkları, OPEC’in petrol fiyatlarındaki istikrarı temin için aldığı üretim kısıtlayıcı tedbirler sayılabilir. Petrol fiyatlarındaki artış da enflasyonu arttırmış.

 

Eldeki veriler değerlendirildiğinde Türkiye’deki enflasyon türünün maliyet enflasyonu olduğunu söyleyebiliriz.

 

Peki genel anlamda enflasyona, özelde ise maliyet enflasyonuna karşı ne yapılabilir?

 

Basit cevap yükselten faktörleri indirmeye çalışmak.

 

Bunun için devletin iki silahı var: 1- Maliye politikası 2- Para politikası.

 

Maliye politikası, devlet maliyesinin önlem almasını ifade eder. Yani evin paradan sorumlu bireyi ev halkına ya az harcayın demeli ya da daha çok kazanmanın bir yolunu bulmalı.

 

Daha az harcamak demek devasa projelere ara vermek, popülist söylemlerden uzaklaşmak, gerekli/gereksiz harcamaları kısmak, dengeli bir dış politika gütmek ve mültecilerle daha az uğraşmak, aynı zamanda gelirleri yani vergileri arttırmak demek.

 

Para politikası ise devleti para politikasından sorumlu birimi olan Merkez Bankasının (MB) sıkı ya da gevşek para politikasıyla fiyat istikrarını sağlamaya yardımcı olmasıdır.

 

Sıkı para politikası MB’nin paranın kirasını arttırması, yani faizleri yükseltmesi demektir. Böylece para kıymete bineceğinden tüketimden ziyade tasarruf başlar, piyasadaki para kıymetlenir. Tasarruf sahipleri ve yabancı yatırımcı yüksek getiriden faydalanmak için mevduat hesaplarına giriş yapar, dövize rağbet azalır. Bu, en azından kısa vadede kuru baskılar.

 

Peki Ne Yapıyoruz?

 

Değerli Hocamız Mahfi Eğilmez’in ifadesiyle para politikası, maliye politikasına göre çok daha kullanışlıdır, çünkü vatandaş değişimi çok hissetmez. Bu yüzden hükümetler vergilere zam yapmaktansa faizlerle oynamayı yeğlerler.

 

Türkiye’de para politikası açısından, kur şokunu baskılamak için faizlerin arttırılmayacağı aşikar, hatta ikinci çeyrekten sonra düşürülmesi konuşuluyor ki yangına benzin dökmekten farksız.

 

Burada hükümetin faize bakış açısını tartışmak istemiyoruz sadece şunu söyleyelim: Mitos ile logos, imge ile kavram, inanç ile düşünce farklı şeylerdir. Her biri için ayrı reçete gerekir.

 

Maliye politikası açısından şu an giderleri azaltmaya yönelik bir çalışma ya da tasarruf yapılmadığı aşikar. Hatta 2019 bütçe açığı hedefinin yüzde 45’ine ilk 3 ayda ulaştığımızı önceki yazılarda ifade etmiştik.

 

Ancak yapılan bir şey var: Benzinden gaza, telefonlardaki ÖTV’den sigara ve alkollü içeceklere, araç sigortalarından paralı askerlik uygulamasına kadar yılbaşından bu yana gelir kalemlerine zamlar yapılıyor ya da yeni gelir yolları aranıyor.

 

Türkiye’de dolaylı vergilerin oranının çok yüksek olması gibi yapısal sorunlar bir yana bu adımlar gelirleri arttırmak için, özellikle önümüzde 4,5 yıl seçim olmadığı düşünüldüğünde, vatandaş için acı ama olumlu adımlar.

 

Aslında yukarıda anlattıklarımızdan çıkan sonuç trajikomik: Devlet “Ben istediğim gibi harcayacağım ama her şeye zam yapacağım.” diyor.

 

Üzücü olsa da ortada bir ihale var ve 82 milyonu ilgilendiriyor.

 

Bir yerden başlamamız lazım.