Piyasalarda Son Durum ve Arjantin Dosyası

Eylülün ilk haftasında yaşanan küresel gelişmeler ile Arjantin’in genel durumunu inceledik.

Yaklaşık bir aylık aradan sonra tekrar birlikteyiz.

 

Yazılarımızı takip edenler fark etmiştir; tatil boyunca piyasalarla ilgili majör bir değişim olmadıkça paylaşımlardan ve Twitter’dan uzak durduk, teknoloji detoksu uyguladık.

 

Fırsat bu fırsat deyip İtalya’ya gittik. Ne yazık ki işle aşkı birbirine karıştıran Para Takipçisi ekonomik krizle boğuşan İtalya’da da boş durmadı ve bir gezi/değerlendirme yazısı kaleme aldı.

 

Bu hafta yurt içi haber akışını incelediğimizde enflasyon cephesinden olumlu haberler geldiğini, büyümede istenen seviyede olmamakla birlikte dipten dönüşü çağrıştırabilecek hareketler gözlemlendiği bilhassa geçen çeyreğe oranla düzelme yaşandığı görülebiliyor.

 

Ancak unutmamakta fayda var; enflasyondaki düşüş fiyatlarda düşüş demek değildir, fiyatların artış hızında düşüş demektir. Aynı şekilde Türkiye’nin nüfus dağılımına sahip bir ülkede asgari büyümenin yıllık yüzde 5 olması ancak nötr olarak değerlendirilmelidir. Zira bu derece genç nüfusa ve mezuna sahip bir ülke doğal olarak bu rakamlarla büyümelidir.

 

Yurt dışı haber akışına bakarsak; Çin ile Trump arasındaki gerilimin karşılıklı açıklamalarla azaldığı takip edildi. Buna rağmen Cuma gün açıklanan verilere bakıldığında Çin’in uygulanan ek vergiler neticesinde ABD’ye ihracatının 22 milyar dolar azaldığı görülüyor. Bu rakam geçen sene aynı döneme göre yüzde 16 düşüş demek.

 

Brexit konusunda partilerin görüş ayrılıkları yaşadığı İngiltere’de sorunun bir krize evrildiği görülüyor. Zira iktidar partisi bu haftaki istifalarla parlamentoda çoğunluğu kaybetti, ardından da Brexit konusunun parlamentoda görüşülmesi istemeyen Boris Johnson’ın meclisin açılış tarihini erteleyerek yaptığı hamleye muhalefetten sert açıklamalar ve karşı hamleler gelmeye başladı. Tabii karşılıklı çekişmeden en çok zarar gören yine İngiltere’nin kendi. Sterlin dolar karşısında erimeye devam ediyor.

 

En Dipten Haberler

 

Türkiye’yi ilgilendiren, teleskobumuzu çevirmemiz gereken ve bu yazının odak noktasını oluşturacak bir başka ülke ise Arjantin.

Arjantin’in makro ekonomik verilerine baktığımızda alarm veren birkaç durum göze çarpıyor: Öncelikle Arjantin pezosu Amerikan dolarına karşı özellikle son 2 yılda inanılmaz değer kaybetmiş.

 

Geçen sene 1 dolar 22 pezo iken şu an 55 pezo.

 

Grafik incelendiğinde iki önemli gün dikkat çekiyor. Birincisi 2018 ağustosu. Bakıldığında 2018 yılı ağustos ayında kur şoku yaşayan tek ülkenin Türkiye olmadığını görebiliriz. IMF ile standby anlaşması imzalanmasından hemen önce pezonun sert düştüğü görülüyor. Bu süreçten sonra yatay denebilecek bir hareket var, ancak gelen kaynakların doğru kullanılamaması ve en önemlisi ekonomi yönetimindeki belirsizlikler ve yaklaşan seçim dolayısıyla 2019 ağustosu da Arjantin için kabusa dönmüş.

 

Öyle ki yaklaşık 2 yıl içinde yüzde 70’den fazla değer kaybeden pezonun yüzde 20’lik kaybı iki üç içinde yaşanmış. Çünkü küresel piyasalar ve oyun kurucular ülkenin ne kadar kırılgan olduğunun farkında.

 

Büyüme rakamlarında sıkıntı görünüyor ama bu kur şokuna karşı iyi bile idare etmişler çünkü her kriz birine yarar. Bu kur şoku da ihracatçılara fırsat olmuş ve büyüme o kadar da darbe almamış denebilir. İşsizlik oranı Türkiye’den düşük ama alınan para, pul olduğundan özellikle fakirlik sınırı yükselmiş ve insanların geçim sıkıntısına düştüğü biliniyor.

 

En sıkıntılı verilerden bir diğeri enflasyon ve dolayısıyla politika faizleri. Tabii yumurta-tavuk hesabı, hangisi hangisinin sebebi diye burada tartışmayacağız. Ancak yıllık enflasyon, hiper enflasyon bölgesine kaymış, aynı şekilde Merkez Bankası politika faizi yüzde 85 ile dünya lideri konumunda.

 

Kamu borcunun milli gelire oranı kriz yaşayan çoğu Avrupa ülkesine göre kabul edilebilir alanda olsa da CDS primi rekor düzeyde. Bu gözler uzun zamandır böyle bir rakam görmemişti. Bu rakam hem yatırımları keser hem de ülkenin böyle zor zamanında uluslararası piyasadan çekebileceği kredi faizini arttırır. Tabii bu CDS ile borç bulabilirlerse… Zaten IMF ile yaptığı anlaşmalardan gelen parayı da bir yıldır etkili şekilde kullanamadığı ortada.

 

Aslında biz bu filmi önceden gördük. Serbest piyasa ekonomisine geçtiği tarihten itibaren ilk 10 yılda zenginleşen fakat bu zenginleşmeyi fırsata çevirmeden artan geliriyle daha çok borçlanmaya giden ve süratle dolarizasyona maruz kalan, sıcak paranın büyüsüne kapılıp dolarizasyon sayesinde görece düşük seviyelerdeki kur ile ithalata yüklenen, ucuz araç, telefon, ham madde alabilen, herkesin kısa sürede ev, araba ve lüks tüketim ürünlerine sahip olduğu, buna rağmen alınmayan dersler dolayısıyla 7-8 yılda bir krize giren ve sonunda değişen küresel konjonktür ile gerçeklerle yüzleşmeye başlayan, bolluk zamanı almadığı tedbirleri sonradan almaya çalışan, bunu da tüketim toplumuna dönüşmüş halkına kemer sıkma politikası diye dayatmaya çalışan, zam üstüne zam yapıp halkı kendine küstüren ve ekonomik krizin siyasi krize evrildiği bir ülke Arjantin.

 

Hazır bu süreçleri yaşayan önümüzde böyle bir örnek varken neden ders almayalım?

 

Neden biz de bunları yaşamak için ısrar edelim?

 

Sıcak para ile, faiz yükseltme/düşürme ile, Merkez Bankası ve kamu bankaları marifetiyle dolar satarak güneşi sıvayamayacağımızı gözümüze sokan bir örnek değil mi Arjantin?

 

 

Ders alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?

Görüşlerinizi bekliyoruz...