Yurt içi ve Küresel Piyasalara Hızlı Bir Bakış

Geçtiğimiz hafta hem yurt içinde hem de yurt dışında önemli gelişmeler yaşandı. Bazılarını sürpriz olarak nitelesek de bazı gelişmeler beklentilere paralel gerçekleşti.

 

Gelin birlikte haber akışını değerlendirelim.

 

Öncelikle bir süredir Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) faiz kararının ne olacağı, daha doğrusu ne kadar indirim yapılacağı konuşuluyordu. Zira indirim kesin olacaktı da miktarı belli değildi. Bu uğurda MB Başkanı görevden dahi alınmıştı.

 

Burada bir parantez açalım. 6 Temmuz 2019 tarihinde yapılan açıklama ile TCMB Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden alınarak yerine Başkan Yardımcısı Murat Uysal atandı. 26 Temmuzda ise yapılan açıklama Çetinkaya’nın TCMB bünyesinde oluşturduğu birimde görev yapan dört koordinatör görevden alındı.

 

Para Takipçisi yapısı itibarıyla siz değerli takipçilerine farklı, orijinal ve duyulmamış görüş ve haberleri aktarmayı amaçlar. Nitekim bu görevden almalara ilişkin sayısız uzman ve ekonomist birkaç başlıkta toplayabileceğimiz görüşlerini dile getirdiler. Üzerine söylenecek çok şey olmadığı ve önüne gelen de konu hakkında konuştuğu için bu mesele ile ilgili açıklama yapmadık ya da yazı kaleme almadık. Parantezi kapatabiliriz.

 

Uğruna MB Başkanı’nın görevden alındığı faiz kararı geçtiğimiz Perşembe (25 Temmuz) açıklandı. Düşen enflasyona paralel olarak ama beklentilerin üstünde bir karar ile politika faizi 4,25 puan indirilerek 19,75 puana çekildi. Bu sürpriz karar Dolar/TL’de sert bir harekete yol açmadı.

 

Bunun birkaç nedeni var. Anketler (Örneğin Bloomberg Terminal) her ne kadar 250 bp indirim öngörse de dünya finans merkezi olarak isim yapmış Londra finans piyasalarındaki swap faizlerine ve takas işlemlerine bakıldığında TL açısından likidite azlığı göze çarpıyor. Bunda geçtiğimiz aylarda TL likiditesinin azalması ile yüksek faiz ödemek zorunda kalan trader’ların TL’den böyle kritik kararlar öncesinde uzak durmalarının etkisi büyük. Sütten ağızları yandı ne de olsa…

 

İkinci neden yurt içi piyasalarda tasarruf sahiplerinin rekor seviylerdeki DTH hesapları. Yani parası olan dolar alalı çok oldu, hesaplar şişti. Bu alıcıların bir kısmı geçen yaz meydana gelen kur şoku sırasında alım yapmış olsalar da ekonomik gidişata güvenmeyen ve bu sebeple dövize yönelen hanehalkı oranı yabana atılacak gibi değil.

 

Birkaç rakam verelim. Türkiye’deki mevduatların yaklaşık yüzde 55’i döviz. (Gerçek ve tüzel kişiler) Yani vatandaş, ve şirketler,  100 lira biriktiriyorsa 55 lirasıyla döviz alıyor. İran riyali değil tabii, ABD doları ya da euro alıyor. Alınan dövizlerin toplamı 185 milyar dolardan fazla.

 

Bu dövizin ise yarıya yakını mevduat hesaplarında durmuyor. Yani döviz sahiplerinin yarıya yakını dövizini faize yatırmıyor, ani yükseliş ya da düşüş olursa al-sat yaparım diye bekliyor. Ahali trader olmuş da haberimiz yok millet…

 

Dahası bu rakamlar TCMB’nin açıkladığı bankacılık verileri, kayıtlara geçmesin diye açıktan alım satım yapamayıp elinde dolarla döviz büroları arasında mekik dokuyan azımsanmayacak bir grup da var. Yastık altındaki dolar ve euro’ları saymıyoruz bile…

 

Dolayısıyla aşırı dolarize olmuş bir toplumun aynı hızda döviz alması beklenemez.

 

Bir diğer iddia ise neden özellikle kamu bankaları marifetiyle faiz kararı açıklandığı hafta içinde alım satım makasının açıldığı ve döviz likiditesinin kısıldığı…

 

Son olarak zaten beklenen faiz indiriminin kur tarafından fiyatlanması, S-400 gelişmelerinde dahi artmayan ve son 1 ayda dolar karşısında en iyi yükselişi yakalayan 3. para birimi olmamız.

 

Tüm bu nedenler 425 bp’yi sönümleyen hava yastıkları oldular. Ancak TL üzerindeki zırhın biraz daha inceldiğini ve önümüzdeki dönemdeki olası şoklara karşı daha hazırlıksız olacağını belirtelim. Her şey planlandığı gibi giderse eylül ve ekimde düşecek enflasyon sebebiyle politika faizleri daha da düşürülebilir ama küresel fotoğraf o kadar iç açıcı değil.

 

Biraz da yurt dışına bakalım. Başbakan May’in istifası sonrasında rakiplerini geride bırakan Boris Johnson yeni başbakan olarak Downing Sokağı 10 numaraya yerleşti. Saç stili ve tavırlarıyla Trump’a benzetilen Johnson’ın nasıl bir politika izleyeceği gizemini koruyadursun ilk yaptığı açıklama ile “ne olursa olsun 31 Ekim’de Avrupa Birliği ile yollarını ayıracağını” duyurdu.

 

Sancılı bir toparlanma dönemi yaşayan AB cephesinde ise işler hiç de iyi gitmiyor. Birlik, İngiltere’nin ayrılışının ekonomik etkilerini sönümleyebilir mi bilinmez ama görev süresinin bitimine az bir süre kalan Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Süper Mario Draghi yaptığı açıklamada 2020 yılı ortalarına kadar faizlerde değişikliğe gidilmeyeceğini net şekilde ifade etti.  Kontrollü şekilde ilerlemeye kararlı AMB cephesinde özellikle Almanya’dan gelen iç karartıcı sanayi verileri takip ediliyor. Tünelin sonuna ABD’den çok daha yavaş ilerleyen AB için süreç, Brexit ile daha da zorlaşacağa benziyor.

 

ABD cephesinde ise Çin ile yükselen gerilim ve darbe alan ticari ilişkiler sonrası büyüme rakamı çok iyi gelmese de beklentinin üzerine gerçekleşti, yüzde %2,1. Bu rakam, 2017’nin ilk çeyreğinden beri en yavaş artış olarak kayda geçti. Ekonomi yılın ilk çeyreğinde % 3.1 büyümüştü. Öte yandan tarım dışı istihdam, işsizlik maaş başvuruları verileri oldukça olumlu; finansal piyasalarda üst üste rekorlar geliyor. “Trump yeniden seçilir mi?” şu an için ekonomi ve siyaset gündemini en çok meşgul eden soru gibi.

 

ABD’de gözler bu hafta gerçekleşecek FED toplantısında, faiz oranlarındaki 25 bp indirime kesin gözüyle bakılırken yüzde 20’lik bir grup bu indirimin 50 bp olmasını bekliyor. Nitekim geçtiğimiz hafta Rusya, Güney Kore gibi gelişmekte olan piyasaların merkez bankaları faiz indirmiş ve bu durum özellikle borsa endekslerine olumlu yansımıştı. 2019 yılı başından beri küresel borsalara giren paranın 7,6 trilyon dolar olduğunu da ekleyelim.

 

Resme genel olarak baktığımızda; iyi atlatılmış bir MB toplantısı, düşen faiz ve yükselmeyen döviz ile engellere rağmen ayağa kalkmaya çalışan bir AB ve nihayetinde işleri yoluna koymaya başlamış, görkemli günlerine dönmeye çalışan ama bir yandan da rakipleriyle didişmeyi eksik etmeyen bir ABD var.

 

Manzara çok kötü görünmüyor ama eski günlere dönmek için daha çok yolumuz var.

Görüşlerinizi bekliyoruz...